Pazartesi, 16 Mart 2015 15:10

Dış Kale

Diyarbakır Kalesi’nin kuşbakışı görüntüsü, kalkan balığını andırır. Surların üzeri, kente egemen olan uygarlıkların izlerini taşıyan oyma, kabartma ve motiflerin yanı sıra onu bir kuşak gibi çevreleyen yazıtlarla bezeli. Surların uzunluğu, yaklaşık 5.800 m, yüksekliği 8-20 m, kalınlıkları ise 3-12 m arasında değişiyor. Diyarbakır Kalesi’nin kare, çokgen ve yuvarlak planlı olmak üzere toplam 82 burcu var. Bunlardan en önemlileri Keçi Burcu (Birca Keçikê), Yedi Kardeş Burcu, Ulu (Evli) Beden Burcu, Dağkapı Burcu ve Nur Burcu. Dış kalenin dört yöne açılan, mimarlık tarihi  açısından birbirinden önemli, dört kapısı var. Kuzeyde Dağkapı (Harputkapı), batıda Urfakapı (Rumkapı), güneyde Mardinkapı (Telkapı), doğuda Yenikapı (Dicle veya Sukapı) yer alıyor. Surlar 5.600 yıl, her türlü saldırı ve istilaya karşı varlığını korudu. 

Dağkapı civarındaki surlar, 1932 yılında dönemin valisi tarafından, “kentin hava akışını engellediği” gerekçesiyle yıktırıldı. Bu trajik yıkımı gören Fransız Araştırmacı Arkeolog Albert Louis Gabriel, durumu telgrafla merkezi idareye bildirdi ve yıkımın önüne geçti. “Hava akışını engellediği” gerekçesiyle yıktırılan surlar, şimdiki haliyle tarihin eksik bir parçası gibi duruyor.

Kategori Diyarbakır
Perşembe, 03 Temmuz 2014 11:27

Yöresel Kahvaltı

 

Bir sofra düşünün ki peynirin 14 çeşidi; zeytinin siyahı-yeşili; yumurtanın menemeni, haşlaması; kavurmadan meyve tabağına kadar envai çeşidi bulunuyor. Bu sofrada deyim yerindeyse bir kuş sütü eksik. Yolu Diyarbakır’a düşenler Hasan Paşa Hanı’nın içinde bulunan Kahvaltı mekanlarında renkli bir sofraya konuk olabilir.

Yemek kültürümüzde doğu illerinin ayrı bir yeri var. Özellikle de et yemeklerinde Diyarbakır farklı bir yere sahip. Diyarbakır, hareketli sosyal yapısı, beş bin yıllık tarihi ve bozulmamış kültürel dokusuyla hem yerli hem de yabancı turistlerin sevdiği bir yer. Her köşe başında bir kebapçı bulabileceğiniz Diyarbakır’da günlük yemeklerin yanında kahvaltı kültürü de çok gelişmiş. Sabahları Hasan Paşa Hanı’nın içinde bulunan birçok dükkan, hazırladıkları birbirinden renkli kahvaltılıklarla müşterilerini bekliyor. 

Yolunuz buraya düştüğünde oturacak yer bulamayabilirsiniz. Kahvaltı mekanlarının hazırladığı bu renkli sofraya rağbet büyük. İşlerini çok ciddiye alan ve her gelen müşterinin sofrasını binbir çeşit kahvaltı çeşitleri donatılıyor. Müşterilerle tek tek ilgilenilip onların gönülleri alınıyor. Müşteriler de sevgiyi karşılıksız bırakmıyor.

Tarihî hanın içindeki bu mekan, bir balkon ve odalardan oluşuyor. Diyarbakır’ın taş duvarları insana ayrı bir ferahlık veriyor. Şark odaları ve ahşap sandalye masalarda kahvaltınızı yapıyorsunuz. Bunun yanında, müşterilere sunulan ürünler de yöreden seçiliyor. Mesela yoğurt, Diyarbakır Yoğurt Pazarı’ndan alınıyor. Peynirler Diyarbakır’ın yanı sıra Hakkari, Şırnak, Siirt, Bitlis ve Van’dan getiriliyor. Kahvaltı için Hasan Paşa Hanı’na uğrayan müşteriler, tattıkları bu lezzetli kahvaltıyı kendilerine hazırlanan renkli meyve tabağıyla tamamlanıyor. Bu mükellef kahvaltının ardından karnınız tok sırtınız pek bir şekilde Diyarbakır’ın tarihi sokaklarında dolaşabilirsiniz.

Kategori Diyarbakır
Perşembe, 03 Temmuz 2014 11:06

Gezilecek Yerler

Ulu Camii

Çok sağlam, kara taştan yapılmış, Anadolu’nun en eski camiilerindendir. M.S. 639 yılında İslam orduları Diyarbakır’ı fethedince Mar-Toma Kilisesi’nin camiiye çevrilmesiyle kurulmuştur. İslam aleminde 5. Harem Şerif olarak tanınmaktadır. Duvarlarında birçok uygarlığın kitabesi bulunmaktadır.

Safa Camii

Palu (Parlı) Camii ismi de verilen yapı 1532 yı­lında yapılmış bir Akkoyunlu eseridir. Çini ve motiflerle süslen­miş çok zarif olan minaresinin son zamanlara kadar kılıfla muhafaza edildiği söylenmektedir. Batısında büyük Hekim Muslihiddin-i Lari’nin mezarı vardır.

Behram Paşa Camii

Behram Paşa Camii, 1572 yılında Diyarbakır Valisi Behram Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmış Osmanlı eseridir. camiinin yapımına kapısı üzerindeki kitâbesine göre 972 (1564-65) yılında başlamış ve 980 (1572) tarihinde tamamlamıştır. Ayrıntılarıyla Diyarbakır’ın yerel mimarisini yansıtan yapı, boyutlarıyla İstanbul’daki sadrazam camilerinden geri kalmıyor Caminin çok süslü minberi bir sanat harikasıdır. Tamamen kesme taştan yapılmıştır. tek kubbeli bir yapıdır. Sakıflı son cemaat yeri, aynı üslupta yapılmış önündeki şadırvanı ile sütunlu bir saray girişini anımsatmaktadır. Bu tip sakıflı girişlere Osmanlı Dönemi yapılarında rastlanmakla birlikte burada olanakların sonuna kadar zorlandığını görüyoruz. Güneye özgü taş işçiliğinin eklenmesi, yerel özelliklerin katılmasıyla Osmanlı Mimarisinin ana şemalar kalmakla beraber bulunduğu yerlerde yerli geleneklerle beslenerek, az da olsa değişik bir karaktere büründüğünü izlemekteyiz. Giriş kapısının üstündeki sağ ve sol sahanların ters düzeninin bugünkü in­şaatlarda kullanılan modern sıkıştırma usulünün günümüzden 400 sene önce taş inşaatına tatbiki suretiyle yapılması fen adamları­nın dikkatini çekmekte ve takdirini kazanmaktadır. 5 Mayıs 1828’de Behram Paşa Camisi minaresine yıldırım düştü ve ancak 1930’da onarılabildi.

Nebi Camii

Akkoyunlu eseri olup, 15. yüzyıldan kalma taşla örtülü tek kubbeli bir camiidir. Minaresinde Muhammed'den (Kaalen Nebiye) diye bahseden kitabelerin çokluğundan dolayı Nebi veya Peygamber Camii denildiği sanılmaktadır. 1530 yılında Hacı Hüseyin adlı bir kasap tarafından yaptırılan minare­si 1960 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce yeri değiştirilerek onarılmıştır.

Fatihpaşa Camii

Kurşunlu Camii’de denilmektedir. 1516-1520 yılları arasında şehrin ilk Osmanlı valisi Diyarbakır’lı Bıyıklı Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. ilk Osmanlı eseri­dir. Duvarları çok güzel Osmanlı çinileri ile kaplıdır. Mihrabı ve min­beri görkemli bir sanat yapıtı olan camii’nin ayrıntıları Selçuklu tarzındadır. Cumhuriyet devrinde onarılan camii’nin yanında bir de türbe vardır. Daha önce çok geniş olan cami havlusu doksanların ortasında bölünmüştür. Cami bünyesinde bir kûmbette bulunmaktadır.

Hüsrevpaşa Camii

Osmanlı devri Diyarbakır Valile­rinin ikincisi olan Hüsrevpaşa tarafından 1512-1528 tarihleri ara­sında yaptırılmıştır. Bina önce Üsreviye Medresesi adı ile yaptırılmıştır. Kesme taştan yaptırılmış olan minaresi Selçuklu tar­zında olup, sarkıtlarla süslüdür.

Melik Ahmet Camii

Melik Ahmet Paşa tarafından 17. Yüzyılda yaptırılmıştır. Tümü çiniden yapılmış mihrabı çok ilgi çekicidir. Minaresine yarıya kadar birbirini görmeyen iki merdiven­le çıkılır, yarıda bu iki merdiven birleşir. Kaidesinin süslemeciliği oldukça inceliklidir. Çini mozaiklerle süslü kabartmalar ince ve ustalıklı bir beğeni örneğidir.

İskender Paşa Camii (Merkez)

Diyarbakır’da İskender paşa Mahallesi’nde bulunan bu camiyi Diyarbakır’da 14 yıl valilik yapan İskender Paşa 1551 yılında yaptırmıştır. Bazı yazmalarda bu caminin Mimar Sinan eseri olduğuna dair bilgiler bulunuyorsa da Mimar Sinan’ın eserlerini derleyen Tuhfetûl Mimarin’de ismi geçmemektedir.

Osmanlı mimarisinde belirli bir plan tipinin uygulandığı bu caminin önünde şadırvanı, doğusunda da türbesi bulunmaktadır. Son cemaat yeri dört sütun ve köşelerdeki L şeklinde ayakların taşıdığı beş bölümden meydana gelmiştir. Sivri kemerlerle birbirine bağlanmış olan sütunların başlıkları oldukça sadedir.

Kare planlı, 14,76 x 14,76 m ölçüsündeki ibadet mekanının üzeri merkezi bir kubbe ile örtülüdür. Buradaki tromplar da çok aşağıdan başlamakta ve ortası bir çizgi ile ikiye ayrılmaktadır. Trompların arası da birer kemerle birbirlerine bağlanmıştır. Bu tromplara dayanan kubbe dışarıdan onaltıgen bir kasnağa oturmaktadır.

Mihrap taştan olup mukarnaslıdır. Osmanlı mihraplarının bir benzeridir. Minber orijinalliğinden uzaklaşmış ahşap bir eserdir.

İskender Paşa Camisi Erken Osmanlı devri mimarisinin özelliklerini taşımasına rağmen, bir bakıma da Diyarbakır camilerinin etkisinde kalarak yapılmıştır. Caminin sol tarafına silindirik gövdeli, tek şerefeli taş minare eklenmiştir.

Dört Ayaklı Minare

Akkoyunlu Kasım Han tarafından yaptırılan Şeyh mutahhar Ca­mii’sinin dört ayaklı minaresi yekpare dört sütun üzerinde inşaa edilmiş ilginç anıtlardandır. Minarenin sütunları altından yedi defa geçenin her dileğinin yerine geldiğine inanılır.

Mes'udiye Medresesi

Ulu Camii’nin kuzeyinde ve cami­i’ye bitişiktir. 1198 yılında Artuklu Melikül Mesut Kutbudin Ebu Muzaffer Sokman zamanında inşaasına başlandığı üzerindeki ki­tabeden anlaşılmaktadır. Motif ve kitabeleriyle çok değerli bir sanat eseri olan medresenin avlusundaki mihrabın iki yanına ustaca yer­leştirilmiş döner taş sütunlar binanın herhangi bir yerinde mey­dana gelecek çökmeyi veya kaymayı tespit için konulmuştur. Bina kesme taştan iki katlı olarak yapılmıştır. Mesudiye medresesi içinde öğrenim yapılan Anadolu’nun ilk üniversitesidir.

Zenciriye Medresesi

Sincariye Medresesi’de denilir. Bina 1198 yılında yapılmış olup, mimarının adı İsa Ebu Dirhem’dir.

Meryem Ana Kilisesi

3. Yüzyıldan kalmadır. Zamanla bir­çok onarım görmüş olup, Bizans devrinden kalma mihrabı, Ro­ma biçimi kapısı ilginçtir. Kilisede bazı azizlerin türbesi bulunmaktadır. Şehrin en güzel Süryani Kadim Yakubi mez­hebi kilisesidir. Diğer bir kilisede Keldani Kilisesidir.

Diğer Önemli Camiler

Ömer Şaddat Camii, Kadı Camii, Hacı Büzürk Camii, Arap Şeyh Camii, Lala Kasım Camii, Kurt İsmail Paşa Camii, Hadım Ali Paşa Camii şehrin diğer önemli camileridir.

Müzeler

Arkeoloji Müzesi

Diyarbakır'da ilk müze 1934 yılında Ulu Cami'nin devamı olan Zinciriye Medresesi'nde açılmıştır. 1985 yılında ise Elazığ caddesi üzerinde bulunan Dedeman Oteli arkasında bulunan yeni yapısına taşınmıştır. Müzede Diyarbakır yöresinden kazılar, satın alma ve müsadere yoluyla edinilen eserler, Neolitik Çağ'dan itibaren Eski Tunç, Asur, Urartu, Helenistik, Roma, Bizans, Artuklu, Selçuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı devirlerine ait eserler kronolojik olarak sergilenmektedir. Ayrıca bunlardan başka birçok başka eser de sergilenmektedir.

Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi

Şair Cahit Sıtkı Tarancı'nın doğduğu bu ev geleneksel Diyarbakır evlerine güzel bir örnek teşkil etmektedir. 1973 yılında Kültür Bakanlığı tarafından satın alınıp müze haline getirtilmiştir. Müzede Cahit Sıtkı Tarancı'nın eşyaları, mektupları ve kitapları sergilenmektedir.

Ziya Gökalp Müzesi

Ziya Gökalp'in yaşadığı bu ev 1956 yılında müze haline getirtilmiştir. Gökalp'in eşyaları, mektupları ve kitapları sergilenmektedir.

Kategori Diyarbakır
Perşembe, 03 Temmuz 2014 10:53

Coğrafi Bilgiler

İlçe ekonomisi coğrafyanın tarıma elverişli olmamasından ötürü hayvancılığa, arıcılığa, ipek böcekçiliğine dayalıdır. Bir kesim de Kulp Çayı’dan yapılan balıkçılıkla geçimini sağlamaktadır. Kulp balığı bölge de tatlı su balıklarından çok leziz olanıdır. Bölgenin dağlık olması büyükbaş hayvancılığı tetiklemiştir. Ayrıca ilçede dut ağaçlarının yoğun olarak bulunması sadece dut yaprağı ile beslenebilen ipek böceklerinin yetişmesine ve Türkiye’de 3.önemde ipek böcekçiliği yapılmasını sağlamıştır (1. İstanbul, 2. Bursa). Ceviz, küçük tatlı soğan, ve yerli elma, armut ve bol miktarda üzüm de ilçede yetişmektedir. İlçe de görülmeye değer yerler Kefrum kalesi, Kanîkan mağaraları, Badikan mıntıkasındaki İmam-ı Gazali türbesi, Kale-i Ulya, Cikse kalesi, Büyük Kaya, Karpuzlu ve Konuklu mahallesi Çiçekli mezrasında bulunan tarihi kiliseler, Düzce mahallesi’nde oldukları sanılan İnkaya mahallesi, harabeleri olan Bahemdan mahallesidir. Narlıca mahalleninun (Sos vadisi) bulunan şifalı su kaynağı ve Karabulak mahalleninde bulunan Telli Ağa kasrı ilgi çeken yerler arasında görülür.

Kategori Diyarbakır
Perşembe, 03 Temmuz 2014 10:42

Genel Bilgiler

·         Yüzölçümü: 1.601 m²

·         Nufus 34.948 (2016 yılı)

·         Rakım :1050 m

·         Diyarbakır’a uzaklığı: 127 km

Volkanik ve birinci derecede deprem bölgesi olan sarp bir bölgede kurulan Kulp, eski bir yerleşim merkezidir. İdari yapı olarak 5 Merkez mahalle,52’de kırsal mahalleden oluşmaktadır.

 

 Kulp adının çoğu kaynaklardan adını madenci topluluklar olan Khalib’lere dayandığını belirtirler. Kulp’a yerli halk "Başkale" de der. Bu ismin geçmişteki medeniyetlerin ilçeye kurdukları kaleden kaynaklandığı rivayet edilir (Kefrum kalesi). Kulp adını ise bölgeye egemen olan "Kulpo" adlı bir derebeyinden aldığı sanılmakta idiyse de bölge halkının kulp işçiliğinde çok ileri gittiği yapılan kazılardan anlaşıldıktan sonra ismin gerçek kaynağı anlaşılmıştır.

 

Kulp ilçesinde kırmızı renkli 'terra rosa' olarak ta bilinen toprak türü ve ilçenin dağ eteğinin üzerinde olması sebebiyle Peya Sor (Pasûr) ismiyle anılır. Tarihte ilk yerleşmelerin kurulduğu yerlerden biri olan Kuzey Mezopotamya bölgesinde su kaynaklarının bol olduğu bir coğrafyada kurulduğundan cazibeli bir yerleşme olma özelliği süregelmiştir. SümerlerMitanniler (Huriler), UrartularKimmerlerMedler ve İskender’in hakimiyetine girmiştir. Bir süre Ermeni hakimiyeti de bölgede hüküm sürmüştür. MS 226'da Roma egemenliğine giren Kulp, 637 yılında ise Halid bin Velid tarafından işgal edilmiştir. Bir süre Cizre'ye, sonra Diyarbakır'a ve Silvan'a bağlanmış, Şeyhoğulları, Büveyhoğulları, Mervanoğulları eline geçmiş, 1515 yılında burayı Osmanlılar fethetmiştir.

 

1540 tarihli tahrir defterinde Kulp, Diyarbekir eyaletine bağlı 11 ocaktan biri olarak görülmekteydi. Daha eskilerde Muş vilayetine bağlı kalmış, 1927 yılına dek Lice sancağına bağlı bir bucak iken, aynı yıl ilçe haline gelmiştir.

Kategori Diyarbakır